Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nden İstanbul Barosu’na dayanışma ziyareti

TGC Başkanı Turgay Olcayto ziyarette adaletin olmadığı yerde demokrasinin yeşeremeyeceğini, haberin özgür dolaşımının sağlanamayacağına işaret etti.  İstanbul Barosu Başkanı Mehmet Durakoğlu ise  “Adaletin, basın ve ifade özgürlüğünün hava gibi, su gibi gerçek olduğuna” dikkat çekti. İktidarın gazetelere ve gazetecilere açtıkları davalarla hukuksuzluklarını meşrulaştırmaya çalıştıklarını söyledi.   

İSTANBUL-Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC) Başkanı Turgay Olcayto ve Genel Sekreter Sibel Güneş İstanbul Barosu’na dayanışma ziyareti yaptı. İstanbul Barosu Başkanı Mehmet Durakoğlu ve Başkan Yardımcısı Nazan Moroğlu’nun bulunduğu toplantıda karşılıklı dayanışma mesajları iletildi.

TGC Başkanı Turgay Olcayto ziyarette şu mesajları verdi:

“Adaletin olmadığı yerde demokrasi yeşeremez. Haberin özgür dolaşımı sağlanamaz. Hukuk alanında Türkiye’nin anıt kurumları en büyük baroları İstanbul, Ankara ve İzmir Baroları bölünmek isteniyor. İktidar erkinin planları içinde yer alan ‘böl-yönet’ uygulamalarıyla hukuk kurumları, gazeteciler, hekim meslek örgütleri, sanat kurumları birbirinin peşi sıra darbeler alıyor. Anlaşılan o ki, tek tip gazetecilik, tek tip düşünce biçimi yerleştirilmeye çalışılırken, hukuk alanında da savunma hakkı yok edilmek isteniyor. İktidara bitişik tek bir baro kurulması planlanıyor. Buna karşın dimdik ayakta duran 60 baro adına İstanbul Barosu Başkanı Mehmet Durakoğlu’nu ziyaret ederek dayanışmamızı göstermeyi görev bildik.

Sivil toplum örgütlerinin bile bölündüğü ortamda yurttaşın temel hak ve özgürlüklerinin savunan kurumlar olarak mücadeleye devam edeceğiz. Laik Türkiye Cumhuriyeti’nin kazanımlarının, anıt kurumlarının yok edilmesine izin vermeyeceğiz.”

İstanbul Barosu Başkanı Mehmet Durakoğlu ise ziyarette “Adaletin, basın ve ifade özgürlüğünün hava gibi, su gibi gerçek olduğuna” dikkat çekti. Basın ve düşünceyi ifade özgürlüğüne yönelik olumsuz yasalar çıkaramayacağı için iktidarın gazetelere ve gazetecilere açtıkları davalarla hukuksuzluklarını meşrulaştırmaya çalıştıklarına işaret etti.

“BAROLAR SARI ÖKÜZ KONUMUNDA”

“Türkiye’de oluşmaya başlayan otoriterleşmeden payımıza düşen kısmını aldığımızı düşünüyorum. İşin tehlikeli yönünün de bu olduğu kanısındayım” diyen Başkan Durakoğlu sözlerini şöyle sürdürdü:  

Baroların bölünmemesi, yargı bağımsızlığı mücadelesi verdiğimiz için çok önemli. Türkiye’de otoriterleşmenin sağlanmaya çalışıldığını görüyoruz. Meslek odaları açısından bakıldığında  barolardan başlayarak bu süreç gelişecek. Belki barolar o anlamda ‘sarı öküz’ konumunda. Yargı ise siyasal stratejilerin taktik alanı olmaya dönüşmüş durumda. Siyaset üretemeyen iktidar, kendisini bir biçimde yargıdan döndürerek sağlama almaya çalışıyor.

“GAZETECİLERE VERİLEN CEZALAR TOPLUMA YÖNELİK”

Basın ve ifade özgürlüğü bakımından da sistematik bir planlama ile karşı karşıyayız.

Halk bugün basını haber alma özgürlüğünün temel işlevi olarak görmeli. Cumhuriyet Gazetesi  Davası, Sözcü Gazetesi Davası, Oda TV Davası halen devam eden davalar, verilen cezalar aslında orada ismi anılan gazeteciler için değil. Bu cezalar topluma yönelik, basın özgürlüğüne yönelik bir tehdit. Basın ve ifade hürriyetine yönelik olumsuz mekanizmalar,  yasalar getirilemeyeceği için iktidar bunu yargı alanında sağlamaya çalışıyor. Bu anlamda yargıyı kullanıyor. Hukuksuzlukları yargı kararlarıyla meşrulaştırıyorlar bir anlamda. “

Baroların demokrasi açısından işlevini halka daha fazla anlatacaklarına işaret eden İstanbul Barosu Başkanı Mehmet Durakoğlu, “Barolara yönelik baskı vatandaşı çok yakından ilgilendiriyor. Şiddete uğrayan kadın önce yanında avukatını buluyor, cinsel istismara uğrayan çocuğun yanında önce avukatı oluyor. İşkence iddiasını biz kovuşturuyoruz. Bir yerde kötü muamele varsa biz koşturuyoruz. Nerede çevre katliamı varsa biz oradayız” diye sözlerine ekledi.

“ANAYASA MAHKEMESİ ÖNÜNDE TUTACAĞIMIZ NÖBETİN ADINI SON NÖBET KOYDUK”

Ziyarette baroların bölünmemesi için yürütecekleri eylem planını da anlatan Mehmet Durakoğlu şunları söyledi:

“Eylemselliğe başladık. Bunlardan biri yürüyüştü. Tasarı Meclis Komisyonu’na geldiğinde ‘Duran Baro Başkanı’ diye bir eylem yapacağız. Kızılay’da Meclis’e giden yol üzerinde 50-60 baro başkanı yol üzerinde 2-3 saat duracak.

Daha sonra görüşlerimizi Meclis’e gidip anlatacağız. İktidarın önerisi Genel Kurul’dan geçtiği taktirde muhalefet partilerinin Anayasa Mahkemesi’ne dava açmasını sağlayacağız. Karar çıkana kadar da Anayasa Mahkemesi önünde nöbet tutacağız. Anayasa Mahkemesi kararları geriye yürümediği için, kararın bir an önce çıkması için her gün nöbet tutacağız. Kapısının önünden ayrılmayacağız. Gazetelere ilanlar vereceğiz. Sosyal medyayı etkin kullanacağız, halka anlatacağız. Anayasa Mahkemesi’nin önünde tutacağımız nöbetin adını ‘Son Nöbet’ koyduk. Bu nöbeti biz halk için tutacağız. Yürekten inanıyorum bu son nöbete. Barolar böyle parçalanırsa yargı bağımsızlığı konusunda mücadele eden başka bir kurumsallık kalmayacak. 2010 yılından bu yana planlı bir hareket yürütülüyor. "