TGC ve Kadıköy Belediyesi’nin düzenlediği 5. Türkiye’de Gazeteci Olmak-Gazeteci Kalmak Etkinliği yapıldı. “Mesleği iyi gazetecilik kurtaracak” 

Gökmen Kara, Altan Öymen, Orhan Erinç, Zeynep Oral, Fatih Polat, Doğan Akın ve Semra Kardeşoğlu’nun katıldığı toplantıda gazeteciliğin ezilenin yanında durmayı gerektirdiği vurgulandı. Konuşmacılar her türlü olumsuzluğa rağmen ülkede hala güçlü bir gazetecilik damarı olduğuna işaret etti. 

İSTANBUL – Gazeteciliğin sorunlu gündemi, Uğur Mumcu’nun katledildiği 24 Ocak günü 5. Türkiye’de Gazeteci Olmak, Gazeteci Kalmak Etkinliği’nde tartışıldı. Türkiye Gazeteciler Cemiyeti ile Kadıköy Belediyesi’nin CKM Kültür Merkezi’nde düzenlediği toplantıya 600 kişi katıldı. 

24 Ocak 2019 Perşembe saat 20.00’de yapılan toplantıda Türkiye’de 6 Nisan 1909’da Hasan Fehmi Bey’in öldürülmesinden başlayarak bugüne kadar öldürülen gazeteci sayısının 66'yı bulduğu, son 10 yılda ise 10 bini aşkın gazetecinin işsiz kaldığı vurgulandı,142 gazetecinin 2019 yılına cezaevinde girdiği hatırlatıldı. 

TURGAY OLCAYTO: UĞUR MUMCU HALKTAN GİZLENEN GERÇEKLERİN İZİNİ SÜRMEKTE SON DERECE BAŞARILIYDI 

Toplantı, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC) Başkanı Turgay Olcayto ve Kadıköy Belediye Başkanı Aykurt Nuhoğlu’nun açılış konuşmasıyla başladı. TGC Başkanı Turgay Olcayto konuşmasında şu görüşlere yer verdi.

“Basınımızda yer alan çok değerli bir gazeteciydi Uğur Mumcu. Özellikle halktan gizlenmeye çalışılan gerçeklerin izini sürmekte son derece başarılıydı. Toplum, pek çok gizli kalmış olayı Uğur Mumcu sayesinde onun yazılarıyla, onun kitaplarıyla öğrendi. Bir sözünü çok severim: ‘Bilgi sahibi olmadan, fikir sahibi olmayın’ Günümüzde bilgi sahibi olmadan ‘fikir sahibiyim’ diye ortaya çıkan o kadar çok insan var ki. Gazetelerde, köşe yazılarında ve ekranlarda bu insanlardan geçilmiyor. Uğur Mumcu ‘Vurulduk Ey Halkım Unutma Bizi’ demişti. Halkımız her 24 Ocak’ta aynı heyecanla, aynı hüzünle Uğur Mumcu’yu anıyor. Uğur Mumcu’yu unutmadık, unutturmayacağız.” 

AYKURT NUHOĞLU: DEMOKRASİYİ YENİDEN YEŞERTMELİYİZ 

Kadıköy Belediye Başkanı Aykurt Nuhoğlu ise açılış konuşmasında şunları söyledi:

“Değerli demokrasi ve Uğur Mumcu dostları, Uğur Mumcu 26 yıl önce katledildi. Bugüne kadar katledilen gazeteci sayısı ise 66. Uğur Mumcu’nun ölümünden 26 yıl sonra bugün demokrasiden uzak bir yönetimle karşı karşıyayız. Gazetecilerin kalemleri kırılmış, karamsar bir tablo var ülkede. Bütün bu süreçleri ortadan kaldırmanın, ileri yürümenin zamanı geldi diye düşünüyorum. Karamsarlıktan kurtulmalı,  demokrasiyi yeniden yeşertmeli, güçlendirmeliyiz. Bunun için mücadele edeceğiz. Bu yapıyı değiştirecek güç, Cumhuriyet’in köklerinde var. Mahallede, derneklerde, meslek örgütlerinde, siyasi partilerde bu iradeyi koyarsak bu karamsarlıktan çıkacağız.” 

Açılış konuşmalarının ardından Uğur Mumcu'nun gazetecilikle ilgili makalelerini tiyatro sanatçıları Tilbe Saran ve Levent Üzümcü seslendirdi. 

Moderatörlüğünü Dr. Öğr. Üyesi Gökmen Karadağ’ın üstlendiği oturumda ise Gazeteci-Yazar Altan Öymen, T24 Yayın Yönetmeni Doğan Akın, Evrensel Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Fatih Polat, TGC Önceki Başkanı-Gazeteci/Yazar Orhan Erinç, Birgün Gazetesi Yayın Danışmanı Semra Kardeşoğlu ve PEN Türkiye Başkanı, Cumhuriyet Gazetesi Yazarı Zeynep Oral görüşlerini katılımcılarla paylaştı. 

ALTAN ÖYMEN: BASIN ÖZGÜRLÜĞÜNDE 1950 YILINDAN GERİYE GİTTİK 

1950 yılında gazeteciliğe başlayan Altan Öymen, geçmişle bugünü kıyaslayarak başladığı konuşmasında gazetecilerin yaşadıkları zorluklara işaret etti:   

“1950 yılında gazeteciliğe başladım. O yıllarda gazeteciler haklarında dava açılıp Yargıtay tarafından tasdik edilmeden tutuklanmazdı. Şimdi tam tersi, önce hapse atıyorlar. Çoğu iddianameler yazılmadan beş yıl hapiste kalıyor. Örgütsel suçlar ileri sürülüyor. İnsanlar yattığı ile kalıyor.

Tutuklanma, delillerin yok edilmesi ya da kaçma şüphesiyle yapılır. Gazetecinin yazdığı yazı gazetede çıkıyor, söylediği söz televizyonda yayınlanıyor. Yani delillerin yok edilmesi mümkün değil. Kaçma ihtimali nedeniyle tutuklanma konusunda ise devlet tedbirini alsın. 

Eskiden gazetecilerin eşleriyle uğraşılmazdı. Şimdi eşlere de yurt dışına çıkış yasağı uygulanıyor. Benim yaşımda olanlar bilir. Evvelden de gazetecilerle, yazarlarla, aydınlarla uğraşılmıştır. Ama bu demokrasi tecrübesinin az olduğu 1950’li yıllarda olmuştur. Aradan dünya kadar zaman geçti. Bu tecrübelerin ışığında 1950’li yıllardan geriye gittiğimiz alanlar var. Örneğin basın özgürlüğü ve toplanma özgürlüğünde geriye gittik. Uğur Mumcu ‘şimdi yaşasa, yazsaydı’ diyorum. Yazsa nasıl okutacaktı? Ama internetten okutabilirdi. Bu demokrasi dışı bir rejimle daha fazla gidemeyiz. Yerel seçimlerle de bu süreçte çıkışın ilk adımının atılacağı umudunu sizlerle paylaşıyorum.“ 

ORHAN ERİNÇ: UĞUR MUMCU KALPAKSIZ KUVAYİ MİLLİYECİ'YDİ

Uğur Mumcu ile birlikte çalışan gazetecilerden Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Önceki Başkanı Orhan Erinç ise konuşmasında Uğur Mumcu’nun yazılarında yaşadığımız bugünü de anlattığını hatırlattı ve şöyle devam etti: 

Uğur Mumcu’yu sevgiyle, özlemle anıyoruz. Gazeteciliği yaşam biçimi olarak algılamış ve uygulamıştı. Özel yaşamında da ilk tercih gazetecilikti. Uğur Mumcu’nun hem bir eş, hem baba olarak, hem okurlarına karşı, ülkesine karşı sorumluluk taşıyan bir gazeteci olarak yaptıklarını anlatmakla bitirme olanağımız ne yazık ki yok. Uğur Mumcu yalnız gazeteci olarak değil, hukukçu olarak da önemliydi. Hukukçu olması konuları işlemesinde yetkinlik sağlamıştı. Uğur Mumcu günümüzde gazetecilik yapıyor olsa idi onun da uydurma suçlamayla içerde olması, aldığı hapis cezasının Yargıtay ya da Bölge Adliye Mahkemelerinde incelenmesini bekleyen bir gazeteci olma olasılığı çoktu. 

Siyasetçilerin gazetecileri etkisizleştirmek için  yaptığı birçok girişim var geçmişte. Örneğin Demirel’in ‘Yazmışsa ne olmuş’, ‘Verdiysem ben verdim’ sözleri  haberlerin etkisizleştirilmesi için ilk atılan adımlardandı. Muhabirlerin haberleri yazarken yorum eklemesi yasaktır. Turgut Özal ise köşe muhabirleri yaratarak sorunu çözmüştür. Yazar olduğunda denileni yazabilir ve yorumlayabilir. ‘Sayın Başbakan gece 03.30’da beni aradı’ diye yazanlar çok olmuştur. Gazeteciliğin kullanılmasının ilk adımlarından biridir. 12 Eylül dönemiyle ilgili bir örnek vermek istiyorum. 12 defa yargılandım 12 Eylül mahkemelerinde. Cumhuriyet’in yazı işleri müdürüydüm. Orgenaralin tutuklama isteğine, savcılar tutuklama kararına katılmadığını yazabiliyorlardı. Bugünle farkı işte budur. Son sözüm de şudur; Uğur Mumcu kalpaksız Kuvayi Milliyeci’dir.” 

ZEYNEP ORAL: GAZETECİLİK DİYE TUTANAK KATİPLİĞİ YAPANLAR VAR 

PEN Türkiye Başkanı ve Cumhuriyet Gazetesi Yazarı Zeynep Oral, Uğur Mumcu’nun öldürüldüğü günü çok iyi anımsadığını, o tarihten bu yana Uğur Mumcu’dan önce ve sonra diye konuşmaya başladıklarını belirterek şöyle devam etti:

“Uğur Mumcu’yu Atatürk ilkelerini savunan, Cumhuriyeti savunan, antiemperyalist, laiklikten vazgeçmeyen bir savunucu olarak görüyorum. Uğur Mumcu’nun ortaya koyduğu kitapları her birimiz okumuş, içselleştirmiş olsaydık Türkiye bu duruma gelmezdi. Uğur Mumcu yeryüzüne güler yüzlü bakıyordu. Yazılarında bir ironisi,  mizahı, edebiyat tadı vardır. Tiyatro yazması da bundandı. ‘İktidarlara ve güç odaklarına karşı savaşmayı göze alan insan gazetecidir’ derdi. Günümüzde ise sarı basın kartlarının arkasına gizlenip. ihale takip edip, bankalardan aldığı kredilerle milyarlar vuran, gazetecilik diye Osmanlı İmparatorluğu dönemindeki mabeyn katipliği gibi tutanak katipliği yapanlar var.” 

DOĞAN AKIN: UĞUR MUMCU GAZETECİLİĞİ AŞILAMADI

T24 Yayın Yönetmeni Doğan Akın ise konuşmasına “Uğur Mumcu’ya bu haberleri nereden bulduğu sık sık sorulurdu. O da ‘Resmi Gazete okuyorum, size de tavsiye ederim’ derdi” diye başladı ve ekledi: 

“Uğur Mumcu yazılarıyla kitaplarıyla hala aşılamamış bir gazetecidir. Uğur Mumcu’nun çok sağlam bir hukuk formasyonu vardı. Türkiye’de özellikle hukuki yaklaşımın önemli olduğunu gösteren bir gazeteciydi. Muazzam belagatı vardı. Bizler ardımızdaki karanlıklar önümüze bir daha, bir daha nasıl doğuyor diye şaşırıyoruz hala. Mumcu’nun 30 yıl önce yazdığı bir yazıyı okumak istiyorum. ‘Cemaatlere giren çocuklar 30 yıl sonra Cumhuriyet’e karşı ayaklanacaklar’ diye yazmıştı. Bundan sonra gazetecilerin artık kendilerini de tartışmalıyız. Gerçeği yansıtma kapasitelerini, ideolojik takıntılarını, gazeteci olarak bulundukları yerde yaratacakları imkanlara rağmen, yarattıklarını konuşmalıyız. Medya elitlerinin yarattığı tahribatları da konuşmalıyız. Gerçeği yansıtma konusunda da kendimizi eleştirelim. Çok iyi sonuçları olacağını düşünüyorum.” 

SEMRA KARDEŞOĞLU: GAZETECİLİK EZİLENİN YANINDA OLMAKTIR

Uğur Mumcu’yu tanıma fırsatı olmadığını belirten Birgün Gazetesi Yayın Danışmanı Semra Kardeşoğlu ise Uğur Mumcu’nun çizdiği yol ve yazdıklarıyla yaşamaya devam ettiğini söyledi. Uğur Mumcu’nun unutulmadığını belirten Kardeşoğlu “İstanbul’un her ilçesinde, Türkiye’nin birçok kentinde Uğur Mumcu anılıyor. Çok unutkan bir toplumuz ama Uğur Mumcu’yu aradan 26 yıl geçmesine rağmen büyük kalabalıklar halinde anıyoruz. Günümüzde 10 bini aşkın gazeteci işsiz kaldı. Sadece geçen yıl iki büyük gazete kapandı. Günümüzde gazeteciler çalışabilseler araştıracaklar. Günümüzde gazeteciliğe yeni başlayanlar gazeteciliği mikrofon tutmak ya da teyp çalıştırıp en çarpıcı sözleri artarda sıralamak sanabilirler. Oysa ortada bir iddia varsa mutlaka karşı tarafın görüşünü de habere ekleme sorumluluğumuz var. Ben geldiğimiz yerden de bir çıkış yolu bulabileceğimize inanıyorum. Haber için sonuna kadar mücadele etmemiz gerekiyor. Mücadele etmekten vazgeçmemeliyiz. Gazetecilik ezilenlerin yanında olmaktır. Gazetecilik cinsel saldırıya maruz kalan çocukların, iş kazası geçiren işçilerin yanında olmaktır. Mesleğimizi bunun için yapmalıyız.” 

FATİH POLAT: TÜRKİYE’DE HALA GÜÇLÜ BİR GAZETECİLİK DAMARI VAR

Evrensel Gazetesi Yayın Yönetmeni Fatih Polat ise Cemal Kaşıkçı cinayetini anlatarak başladığı konuşmasını şöyle sürdürdü:

“Cemal Kaşıkçı’nın Suudi Arabistan tarafından öldürüldüğünden şüphe yok. Cinayetin neden Türkiye’de işlendiği çok tartışıldı. Uğur Mumcu’nun Rabıta kitabı Türkiye’nin yurt dışına gönderdiği din adamlarının parasını Suudi Arabistan’ın ödediğini anlatır. Suudi Arabistan’ın da bu cinayette ‘Ortaya çıksa da Türkiye ile hallederiz’ dediğini düşünüyorum.  Araştırmacı gazetecilik kelimesini Uğur Mumcu’ya borçluyuz. Uğur Mumcu bilgi aldığı kurumun aparatı olmamıştır. Birçok kurumla görüşmüştür. Günümüzde ise bavul dolusu dosya yayınlayan gazeteciler oldu. Bir sürecin gerçekleşmesi için servis edilenlerin yazılı halini gördük bazı gazetecilerde. Uğur Mumcu bizim için bir ölçü koymuştur. Ben Uğur Mumcu’nun esprili zekasından çok ayrı bir tat aldım. Uğur Mumcu’ya soruyorlar ‘Kişilerin telefon numarasına kadar ulaşıyorsun nasıl yapıyorsun?’ deyince ‘Telefon rehberlerine bakıyorum’ demişti. Her şeye rağmen Türkiye’de hala güçlü bir gazetecilik damarı olduğuna inanıyorum. Mesleği iyi gazetecilik kurtaracak. Umudumuzu kaybetmemeliyiz.” 

Dilek Türkan, Güvenç Dağüstün ve Burçin Büke’nin (Piyano) müzik dinletisinden sonra etkinlik toplu fotoğraf çekimiyle son buldu.